benim söyleyeceklerim b/aşkaydı... Atiyye Küçük,şiir,deneme,hikaye,Atiye küçük,kavil dergi,kavil,çerapunçi,edebiyat,fotoğraf,resim,sanat,fanzin Sonu Selamet Sokak’a çıkan yokuşta sabırla ilerledi Pehlivan. Yokuş boyunca zihninde mütemadiyen teatiler belirdi. Düştüğü denaetten sıyrılmak tahmin ettiğinden de zordu. Her ne kadar olayın faillerinden imtina etse de insanların nigehban bakışlarından kurtulamıyordu. Hasmane tutumlarından naşi bu vetire şerir sonuçlara gebeydi. Hayatını idame ettirmek zorundaydı. Önünde mahsup bir yığın iş vardı. Her biri ayrı hamule bünyesinde. Teamülen kaldırıma diz çöktü. Mahalle bakkalından sürur ile çıkan çocukları izledi. Mahalle bakkalı Yakup amca altmışlı yaşlarda,saçlarına ak düşmüş,biraz çenesi düşük ama yine de sevimli bir ehtiyardı. Yakup amca çocuklarla galeyana gelir,binbir türlü atıfetle onların kalplerini kazanırdı. O çocukların gözünde bir feriştahtı. Meccanen dağıtılan çikolatalar,camların cürümünün keemlemyekün sayılması,tatlı su çeşmesi başında yaşanan temerküz… Hepsi istisnasız yaşanıyordu bu mahallede. Pehlivan yerinden doğrularak eve ilerledi. Sokağın sonunda olan evine ramak kalmıştı ki ensesine sağlam bir tokat yed. Kim yapar bunu diye düşünmektense karşılığını vermeliyim,dedi içinden. Gözlerini kapadı,hışımla ardına döndü. Ve boşluğa atılan bir yumrukla baş başa kaldı. Ensesinin sorumlusu tabiî ki mahallenin manyak delisi Rıfkı idi. - Ah ulan Rıfkı! Seni bir elime geçirirsem burun deliklerine parmaklarımı sokacağım. Bununla da yetinmeyip çatlak Pakize’yi üzerine salacağım. Eşşek herifin damadı!!! Rıfkı bir sonraki avını gözüne kestirmişti bile. Bu mahallede zevkli olan tek şey deli olmaktı. “Aklı olsa yapar mı abicim,sen uyma ona”,”Delidir ne yapsa yeridir”türünden sözler Rıfkı’nın ekmeğine yağ sürmekle kalmıyor süzme balı bile ekliyordu üstüne. Pehlivan sinir harbi ile eve ilerledi. Asude duruş şöyle kalsın patlamaya müteheyya idi. Elindeki poşetleri yere bıraktı. Asumanda bulut arar gibi çantasında anahtar aramaya başladı. Kapıdan girdi kilitten çıktı. Sonunda evine gelebilmişti. Melül bakışlarını salonun üzerinde gezdirdi. Yeşil koltukları,oymalı çerçeve aynası,melek bibloları geçmişi tahattur için birer vesile idi. Bedihi acı çekiyordu canım. Ancak ülkenin muasır medeniyetler seviyesine çıkmış olması Pehlivan’ı bu halet-i ruhiyeden kurtarabilirdi. Mükerrer konular artık canını sıkmaya başlamıştı. “Bu vakanüvisler yok mu? Hepsi onların yüzünden!”diye geçirdi içinden. Nice mazruf mektuplar biriktirmişti onlar için şahikası küfürle noktalanan. Bir vakit karşılaşmıştı da birisiyle ,başını kaldırıp gözlerini kısarak “Cahına hürmeten sesimi çıkarmıyorum”demişti. “Yoksa terdeki analyışınız hepten ters bana!” Musannef mektuplarını toza emanet etti sonrasında. Mazhar olmak da böyle bir şeydi galiba. Pür melal geçen dakikaların ardından mutfağa geçti. Ocağa çay suyu koydu. Masanın üzerinde duran şiir kitabını okumaya başladı. ... Not:: Edebiyatı parçaladım :) Bu işkence devam edecek.. Sonradan görme not: Hatasız kul olmaz,hatalarımla sevin beni.. "Her şeyin hiçbir şeyi" "Öyleyse beni sessizliğin ortasına götür ki, kalbim şarkılarla dolsun... " Rabindranath Tagore "Her sanat eseri ertelenmiş bir intihardır"

Ücretsiz Türkçe Blog - deSenblog web tasarýmAtiyye Küçük,ÅŸiir,deneme,hikaye,Atiye küçük,kavil dergi,kavil,çerapunçi,edebiyat,fotoÄŸraf,resim,sanat,fanzin